23 Ocak 2013 Çarşamba



İnanılanların içeriğine saygı duymak inanmayan bir insan için mümkün değildir.
Şimdi, Yüce Çaydanlık inancını ele alalım.
Bu inancın tanrısı evreni ve insanlığı yaratan, fakat sonra küsüp gitmiş Yüce Çaydanlık olsun. İnancı yeryüzünde yayma amacıyla Yüce Çaydanlık tarafından görevlendirilen kişi ise Yüce Çaydanlıklar Şirketi’nin Sahibi.
Yüce Çaydanlıklar Şirketi’nin Sahibi bir kitap yazıyor ve adına Kitab-ı Çaydanlık adını veriyor. Kitab-ı Çaydanlık tahmin edeceğiniz üzere Yüce Çaydanlık inancının kutsal kitabı. Bu kitapta yazdığına göre herkes Yüce Çaydanlığa tapmalı ve Yüce Çaydanlıklar Şirketi’nden çaydanlık satın almalıdır. 
Yukarıda uydurduğum inanç  Bertrand Russell’ın Çaydanlık Analojisi ile Uçan Spagetti Canavarı’nın karışımı oldu.
Yüce Çaydanlık inancının bulunduğu dünyada bir de Y inancı var. Y inancı bambaşka,Yüce Çaydanlık inancından çok farklı bir içeriğe sahip.
Kendinizi Y inancına inandığınızı düşünün. İçeriği ne olursa olsun X inancını kabul eder misiniz?
“Evet, Yüce Çaydanlık tanrıdır ve Yüce Çaydanlıklar Şirketi Sahibi peygamberdir.”
Böyle derseniz kendi kendinizle çelişmiş olursunuz.
Yüce Çaydanlık ve onun peygamberi hakkında yüzlerce, binlerce tanım yapabilirsiniz. Mesela; “Yüce Çaydanlık, Kaşık toplumunun geçmişinde dilden dile gelmiş mitolojik bir ögedir.” diyebilirsiniz. Yüce Çaydanlıklar Şirketi Sahibi için “O, çok çaydanlık satmak için mitolojideki Yüce Çaydanlık karakterini kullanmış bir şirket sahibinden ibarettir.” diyebilirsiniz.
 Fakat, Yüce Çaydanlığa tanrı, Yüce Çaydanlıklar Şirketi Sahibi’ne peygamber derseniz Y inancını reddetmiş olursunuz. Tabii, inancınız “Diğer inanç sistemlerine de inanabilirsin ama esas bana  inan.” demiyorsa. Öyle bir inanç varsa bana haber verin, incelemek isterim.
Sonuç olarak demek istediğimiz:
“Çaydanlığa inanıyorsan salaksın.” demek hakarettir.
“Bence Yüce Çaydanlık, onun peygamberi ve dini gerçek değil. “demek hakaret veya saygısızlık değil, fikir özgürlüğüdür.

Agnostisizm, Türk insanı tarafından pek bilinmeyen, direkt Ateizme bağlanan bir düşünce biçimi. En basit haliyle nedir diye sorulduğunda verilen yanıt tek kelimedir: Bilinemezcilik. Bizim insanımıza bazen tek kelime bile karışık gelir. Araştırma, öğrenme gibi alışkanlıkları da bebeklikte bırakınca bilgi eksiklikleri ve yanlışlıkları, dolayısıyla kavram karmaşaları ortaya çıkıyor.  Din konusunda tartışılabilecek nadir ortamı bulduğum zaman, inananlar tarafından “O aslında inanmıyor değil.” şeklinde tanımlanıyorum. Hoşuma gitmiyor. Ben herhangi bir dine inanmıyorum ve bu konuda Agnostisizmi sığlaştırıp daraltan ‘bilinemezci’ tanımının dışında, dinlerin gerçek olmadıklarını düşünüyorum. Yeryüzündeki dinlerin, olası bir tanrı tarafından gönderilmedikleri, bilmememe rağmen inandığım, Carl Sagan’ın “İnanmak değil, bilmek istiyorum.” sözünün dışına çıktığım nadir konulardan biri.
Peki neden kuşkuculuğum burada yok oluyor?
İşte burada ‘Benim Agnostisizmim’ devreye giriyor.
İnanma özgürlüğüne sonuna kadar saygılıyım. Her insan istediği dine, ideolojiye, felsefeye, insana, nesneye, gezegene, bitkiye, futbol takımına vs. inanabilir. Mevzu bahis inanç olduğunda, inanılanların kapsadıkları itibariyle hangisinin daha iyi, daha doğru olduğu gibi karşılaştırmaların yersiz, anlamsız ve sonuçsuz kalacağı düşüncesindeyim. Bilimsel kanıtlar içeremeyecek bir tartışmanın sonucunun da insanlar tarafından tamamen kabul edilmesi mümkün olamaz. Benim açımdan, yapılacak bu ‘Hangisi daha iyi?’ tartışmaları ve sonuçları, en fazla liseler arası münazara yarışmaları geçerliliğindedir.
Benim aklım, zekam, mantığım veya çoğu inananın tabiriyle nasırlaşmış kalbim dinlere inanmamamı sağlıyor. Bana göre; kindar, kıskanç, savaşı, insan öldürmeyi, sakat bırakmayı emreden dinlerin tanrıları tanrı değil, en fazla kendin tanrı sanan çok gelişmiş canlılar olabilirler. Sağlık sorunları olması muhtemel insanlar olabileceklerini de eklemek lazım. Sanıyorum ve umuyorum ki insan yapımı bir dini kabul etmememi herkes normal bulur. Sırf bizden daha fazla geliştiği için de varlığı bile kanıtlanmamış olası canlılara biat etmem beklenmez herhalde? Tanrıları hakkında bunları düşündüğüm dinlere yanlış deme cüretini kendimde görüyorum.
Dikkatli okunursa, yazdıklarımın olası bir tanrıya övgü olduğu görülebilir. Tanrı varsa mükemmel olmalı, yeryüzündekiler kadar kusurlu değil.
Üsttekiler sadece kendimi anlatmak içindi. Esas alttaki soru her şeyin anahtarı:
Olasılık dahilindeki mükemmel tanrı bizi yaratmış olabilir mi?
Cevabı benim için açık bir soru bu:
İnsan gibi kusurlarla dolu bir canlıyı mı? Sence?
Mükemmel tanrı beni yaratmadıysa, neden ona inanayım?
 

Copyright 2010 Bir Agnostiğin Notları.

Theme by WordpressCenter.com.
Blogger Template by Beta Templates.